Dinle!

5 Mart 2012 Pazartesi

İki dize

"Ülfet belâlı şey, fakat uzlet sıkıntılı,
Bilmem nasıl geçirmeliyim son beş on yılı?"

Yahya Kemal BEYATLI - DÜŞÜNCE

Masal mıydı lan bu?

-Mamutlar bile kavuştu; biz kavuşamadık...

Eh, kavuşurlar tabi; o yüzden yok oldular! Bak, biz hâlâ hayattayız. Tüm o "ölürüz"lere rağmen. "Asla"lara rağmen dile gelen. Mecnun yaşadı, Şirin de öyle. Çünkü onlar da kavuşamadı. Biz de öyle!..

Yokluğunda, karabiberli şaraplara yatırıyorum kendimi. Nargilenin dumanına, sigaranın külüne, kahvenin telvesine gömüyorum! Saçıma üşüşen aklar, gözlerime doluşan parçalı bulutlar şahit buna. Ve, her gece paçama yapışıp adını bırakan ellerime, küçük kız şahit!

N'oldu? Kadıköy sahili hâlâ yerinde. Oteller hâlâ açık; Limon da öyle. O sokak hâlâ açmakta koynunu nice sevgililere gecenin bi yarısı. Haydarpaşa kapandı, evet; lâkin kısa bi süreliğine, tâdilatta zirâ. İzlerimiz silinsin istemiş. E Harem de taşınmış sanırım. Daha ne olsun? Daha doğrusu sözün, ne olmuş?

Pazar torbalarını taşıdığımız teyze aklına getiriyo mu ki bizi? Limon'daki masamızı kimseye vermiyolar mı yokluğumuzda? Odamızın kapısına kilit mi vurmuşlar? Işıkları sönmüş mü o ara sokakların? Hayır, bizim bilinmeyen adımızın esâmesi bile okunmuyor.

Ama istersen yine de, Galata'da bi meyhanenin ahşap masasına kazınmış, üstüne de alkol dökülüp gizlice yakılmış bi adın var, nice fasıllara kulak misafiri olmuş...

26 Şubat 2012 Pazar

Ötenazi Hakkı

Melekler, melek yüzlüler ve siyanür!
Alınan canlar, akıtılan kanlar
Ve gerçek sosuna batırılıp
Servis edilen yalanlar…
Derken bir atom bombası düştü
Göğsümün tam orta yerine,
İsa'yı gerdikleri çarmıh büyüklüğünde.

Kadıköy Sahili

Ben en çok ağzına özendim,özledim,koklayamadığım denize benzettim tadını.
Evet göğsünün ve boynunun bitimini dünyamı dengede tutan uçurumu

Kadıköy'de rakı içilecek tek yer omuz çukurundu.

Gramafonda Bozuk Bir Plak

Aklımı kaçırabilseydim iyi olurdu,bunu defalarca denedim ve hiç başaramadım. Korkum yok kaybetmekten çünkü yeterince kaybettim.
Milyonlarca defa kaybettim,milyonlarca kez eksildim.
Yeterince düşünecek vaktim yok;
kadehleri sürekli doldurmak daha önemli bir sorun.
Bowie çalıyordu kucağımda otururken.
Kimseye bağlanamayacağımı bilmek ızdırabın doruğu olabilirdi
fakat kadının sırtı aynada dans ediyordu.
Ben böyle nehir görmedim ömrümde,
nasıl akarsa okyanus bir omurganın izinden.Öyleydi gece omuzlarından aşağı.! Bunun sorumlusu ben değildim kahretsin,
bu odada olan biten hiçbir reaksiyonun sebebi ve sonucu değildim.
Sorumlu olabileceğim tüm değerleri kaybettim
lanet dünyanın lanet bir ilizyonun vardı ve lanet şapkadan hiç tavşan çıkmıyordu.!

Haz Meselesi

Eğer kısa mesajlara sığan şey aşksa,aşık değilim.
Hazzetmiyorum işte ahizelerdeki seni seviyorumları...

Benim ki;
Pazar günleri seni çıkarmak göğsümün köşelerinden.
Cuma günleri seni kılmak ve
duvarlara yaslanıp seni ağlamak.

Sahne

-Parmaklarının ucunda yükselebilirsen, bütün sahne senin kızım-

Görüyorum elindeki Courvoisier'in şarkıya kattığı rengi,
ne berrak bir aynadır dudakların,öpsem; dünyanın yansıması düşecek.

Ne arabesk ritimler bunlar, nasıl bir küfürdür ağzının zehri şiire?

Şimdi elimde eksik kalmış bir kentin valesi,
ceket cebimde ıslak Kent'in kırılmış aciz süngerleri,
En biçimsiz sevapların kazanıldığı bu yerde,bu günah şehrinde...

Vücudundan dökülen bir ter damlasını
ve tadını damağıma kazıyan gözyaşlarını öpmek istiyorum.
Günahlarını kanıma karıştıran ne varsa
bir zıvanaya sıkıştırıp soluksuz kalmayı hatta.

Bedenime rağmen dokunduğun örtüler
ve nefesinin yaladığı göğsüm delik deşik olana dek
teninden başka gökyüzü yok bana ...

Ve söz veriyorum sana;en büyük düşmanın benim.
Elin elime değmeden,ruhunun kasıklarına değen öfkeyle
Eğilmeden, utanmadan, bıkmadan.

Seni istiyorum....