Dinle!

4 Eylül 2011 Pazar

Üşürken

...

üşürken;
sen rüzgarken..
ben uçmuşken,
kaybolmuşken..
düşerken;
sen uçurumken..
ben ağlarken..

Yağmur

Üzgün, kırgın ve yorgun..
Bilinmez ki yarın, yarın olmayınca .
Bilmem!
Bilmem, ah, bilmem..
Bilinmez ki yarın, sen olmayınca..

Yağmur yağsan, dallar olsa, zaman dursa, gitsem ..

Sonbahar

derdi nedir bu sonbaharın;
neden soldurur gülleri?
nerden bulur bu insanlar,
ben mutsuzken gülünecek şeyleri?

tuhaflık bende biliyorum,
bir neden arıyorum
unutmak için her şeyi...
unutmak için kendimi..

iki kelime yetiyo seni seven kalbime;
sonra, roman yazsan ne fayda!..
iki adımda geçiyosun "yalnızlık" denen tarafa,
sonra, dağlar aşsam da ne fayda!..

Hastalık

Biz hasta olduk..
Kara bi humma bu tutulduğumuz.
Ateşli bi nöbet..
İliklerimizin kuruduğunu,
mantığımızın çürüdüğünü,
kalbimizin öldüğünü çoktan farkettik.
Hasta olduk biz, sevgilim...
Ve bu hastalık,
bizim en değerli varlığımız oldu.

Bi Eflâtun Ölüm

kırgınım, saçılmış
bir nar gibiyim

sessiz akan bir ırmağım
geceden
git dersen giderim
kal dersen kalırım

git
dersen
kuşlar da dönmez, güz kuşları
yanıma kiraz hevenkleri alırım

ve seninle yaşadığım
o iyi günleri,
kötü
günleri bırakırım.

aynı gökyüzü aynı keder
değişen bir şey yok ki
gidip
yağmurlara durayım.

söylenmemiş sahipsiz
bir şarkıyım

belki
sararmış
eski resimlerde kalırım

belki esmer bir çocuğun dilinde.

bütün derinlikler sığ
sözcüklerin hepsi iğreti

değişen bir şey yok hiç
ölüm hariç.

aynı gökyüzü aynı keder.

Makdûlü Meçhûl Faaliyetler

~ Esrarengiz susuşların vardı konuşman gerekirken. Dudakların aralansa, bi kaç kelime dökülse dilinden, biterdi her şey. Zaman durur, evren yok olurdu. Ama o tür bâkir zamanlarda sen hep susardın.

Ben de sana.. ~

...

Bi zamanlar benim mâbedim olan yüreği ısırganlar bürümüş. Tepende leş kargaları..

[Makdûlü Meçhûl Faaliyetler, Başlık 2'den alıntı.]

***

~ Eskidiği hâlde, hâlâ vurmaya devam eden bi çift pabuçtun sen; ve her seferinde insan soruyodu kendine, neden hâlâ giymeye devam ediyorum, diye... ~

[Makdûlü Meçhûl Faaliyetler, Başlık 7'den alıntı.]

***

~ Ne var, ne yok toplamalı;
gitmeli artık.
İndirmeli kepenkleri..
Hayırlısını dileyerek başlamadık mı bu yola,
değilmiş demek ki.. ~

~ Biraz hüzünlü bi şarkıydı tek istediğim, kederli bi ağıt değil.. ~

[Makdûlü Meçhûl Faaliyetler, Başlık 11'den alıntı.]

***

- Pembe kuşa ne oldu?..
+ Belki de mavi bi kuş bulup aşık olmuştur (yine)..

Kim bilir..

- Sen bildiğim gibi kalmadın, ama ben unuttuğun gibiyim hâlâ... Külkedim, pabucunun tekini düşürmüşsün bi ara sokakta..

‎"ölünceye kadar seni bekleyecek"miş,
sersem.
ben seni beklerken ölmem ki...
beklersem."

[Makdûlü Meçhûl Faaliyetler, Giriş Bölümü'nden alıntı.]

***

Yıkıp geçme, gönüller tuğla değil..
Basıp geçme, gönüller paspas değil..

[Makdûlü Meçhûl Faaliyetler, Başlık 4'ten alıntı.]

***

‎.. Bazen yeterinden fazla düşündüğüm oluyor seni. Evet, ben hâlâ seni özlüyorum.

İçimde bi nehir kurumuş,
akmıyor.
Güller yanıyomuş da,
görmezmiş kalbim.
Meğer bugün doğmuşum da,
dün gömmüşler seni.
Meğer yatsıda sönen kuyruklu yalanınmış;
ben kuyruklu yıldız sanmışım.
Ne garip..

[Makdûlü Meçhûl Faaliyetler, Başlık 13'ten alıntı.]

***

Tükürür gibi konuşuyordu adam:
-O'nu o kadar çok seviyorum ki, benden başka kimsenin O'nu üzmesine izin veremem..

...

Hala ona koşuyosun, ne söylesem, ne yaşasan nafile.. Bi tarafta benim dilimde biten tüğler, bi tarafta içi boş çıkan sözlerin.. Bize de ayrılan süremiz bu kadarmış demek ki. En azından, benimle olan kısmı..

...

- Kimse sevdiklerinin yanında daha ne kadar kalıcağını bilemez.. Tadını çıkar.

[Makdûlü Meçhûl Faaliyetler, Başlık 21'den alıntı.]

***

Giderken bile gülümsetebilen sıcacık bi vedaydı seninkisi.. Yanaklarımdaki ıslaklıklar gözyaşım mı, yoksa senin dudaklarının izi mi?..

[Makdûlü Meçhûl Faaliyetler, Başlık 3'ten alıntı.]

***

~ Bazen ölümsüz sandığın şeyler bile ölebiliyo. Güneş veya umut gibi.. İçimde çürüyen hücrelerime ağıt yakıyorum şu an oturduğum bu koltukta. Hava boğucu. Aklım karışık. Eklemlerım uyuşmuş. Kılım kıpırdamıyo. Tuhaf, huzurlu biraz da. Sanki her şey olması gerektiği gibi.. ~

...

Elini göğsüme koy yanıma uzanınca;
huzurum sana geçsin..
Masallar dökülsün dilinden,
ama kokunla uyut beni sonra..

[Makdûlü Meçhûl Faaliyetler, Kapanış Bölümü'nden alıntı.]

***

Aldatmak için yabancı bi koyna ihtiyaç yoktur..

[Makdûlü Meçhûl Faaliyetler, Kapak'tan alıntı.]

Şarap

Biz seninle bi denizin iki aşık balığıyken, başka sularda yüzüp durmuşuz; başka kıyılara vurmuşuz...

Ey sevgili.. Biz seninle bir salkımın iki aşık üzümüyken, başka şişelerde şarap olmuşuz; başka hayallerde hârâp olmuşuz...

Eski

Hep ummadığım yerimden yara aldım ben.

Yine...

Sorumluluklar hayatını kolaylaştırmaz mıydı?
Dememişler miydi öyle?
Çok endişeleniyorum.
Kendim içi değil, azâb-ı vicdânla terbiye olan, senin için...

Dayan. Güçlü kal...

----------

Bunu çok önceden yazmıştım sana; sanırım ailevî bi derdinin kilometrelerce öteye sızıp bana çarpmasıydı sebep.

Bir Adam, Bir Kadın

(...)

Adam başını kaldırıp kadına baktı; nasıl da çaresiz duruyordu, yağmurda kalmış kedi gibi. Sonunda ne hallere sokmuştu kadını.. Öyle bi oturuşu vardı ki taburede, sanki yokmuş gibi, yerin dibine geçmiş gibiydi.. Çaresizdi işte. Ağlamamak için zor tutmuştu kendini, ama ağlıyordu..

Kadın, kendisini izleyen gözleri hemen farketti. Ama, kaldırıp başını, bakamadı O da, korkuyordu. Çekiniyordu biraz da. Önceden bakmaya doyamıcağı, erkeğe bakmaya dayanamıyodu şimdi.. Az biraz zaman sonra, göz göze geldiler. Adam kadının yanına çökmüş, ellerinin arasına almıştı kadının yüzünü. Artık avuçlarındaydı adamın..

Adam uzun uzun baktı kadına, inceledi, sanki yüzünde bi şey arıyodu. Kadınınsa, ürkekliğiyle, O'na bakıyodu yüzü ama gözleri kaçıyodu. Sanki, görmek istemiceği bi şeyi zorla izletiliyomuş gibi. Soluk alışverişleri yavaşladı ikisinin de. Kalp atışları hissedilebiliyodu. Sonunda gözleri eşleşti..

Kadının gözleri dolmuştu gözlerini görünce, korkusu kat kat artmıştı. Adamın içini dolduran, içine dolan şeyler kadının içini boşaltıyodu. Zira, bi daha görememekten bakamamaktan, dokunamamaktan korkuyodu. O'nsuz kalmaktan ödü patlıyodu..

Adam kadını incelerken, o rengi soluk yüzüne bakarken anladı gerçeği. İşkence ediyodu O'na her seferinde. Eritiyordu, öldürüyodu.. Bunun azabıyla göğsüne bastırdı kadını, sanki sıcaklığını hissetse kadın, yüzünün rengi geri gelirmiş gibi. Gelirdi belki de. Ama asıl sebep, belki de kadının yüzüne bakmaktan utanıyo olabilirdi..

Kadın, gözlerini yummuş, sadece derin derin soluk alıyor ve veriyordu. "Huzur.." diye geçirdi içinden bi an, bu huzuru özlemeten korktu sonra. Adamın bileklerini kavradı sıkı sıkı, hissedebildiği kadar hissetmek istiyodu O'nu. Kendisini göğsünden ayırmasından korkuyodu... Artık hıçkıra hıçkıra ağlıyordu...

Adam ise uzaklara bakıyodu, uzun uzun kızıl saçlarını seyrettikten sonra kadının. Göğsünde hissettiği ıslaklığın üstüne, yine kadını izlemeye başlamıştı. N'apması gerekiyodu şimdi? Ağlayan bi insanı asla sakinleştiremezdi. Hİç denememişti de zaten. Sıkıca sarıldı kadınına, "Ağla.." dedi, "Ağlayabildiğin kadar ağla..."

Kadın, adamın beline doladı ellerini, yüzünü göğsüne gömdü iyice, ve erkeğinin dediğine uydu...

- Seni sevmekten vazgeçmedim ki ben hiç... Ama belki de, artık göstermeyi beceremiyorum...

(...)

Bugün

Bugün yüzünde bir başka güzellik var senin,
Bugün dudağında başka bir tad var,
Boyunda başka bir yücelik.
Bugün kırmızı gülün bir başka daldan.
Ayın gökyüzüne bugün sığmamış.
Göklere benzeyen göğsün bugün daha geniş.
Hangi yanından kalktın bu sabah, söyle,
Bir başka kavga var dünyada senin yüzünden,
Dünyada bir başka gidiş.
Biz senin gözlerinden gördük,
Arslanlara meydan okuyan o ceylanı,
Başka bir ovası var o ceylanın bugün
Iki cihandan da dışarı.
Seven insanın ayağı mı yok,
İşte ona ölümsüzlük kapandı.
Yukarlarda onunla uçar gider.
Gözlerinin denizinde onu arama.
O inci bir başka denizde.
Bakarsın bugün sever bu yürek,
Yarın sevilir bakarsın.
Yüreğimin özünde başka yarınlar var.

-------------

Olur ya, dayanamayıp, fotoğrafını da koyarım bi gün..

Bir Adam, Bir Kadın

Adam ona sıradan bir insana bakar gibi baktı.
Kadın, “beni tanımadın mı” dedi.
Adam, “hayır tanımadım” dedi.
Nasıl tanımazsın!
Uğruna şiirler yazdığın kadınım ben;
Seni şair yapan kadın...

Adam kadının gözlerine baktı ve şöyle dedi.
“Kerâmet sende olsaydı, o koluna taktığın adam da şair olurdu..."

Ben Seni Sevdim Mi?

Ben seni sevdim mi? Sevdim, kime ne
Tuttum, ta içime oturttum seni
Aldım, okşadım saçlarını, öptüm
İçtim yudum yudum güzelliğini
Ben seni sevdim mi? Sevdim elbette
Bendeydi özlemlerin en korkuncu
Çıldırırdım sen ne kadar uzaksan,
Aşk değil, hiç doymayan bir şeydi bu
Ben seni sevdim mi? Sevdim doğrusu
Sevdikçe tamamlandım, bütünlendim
Biri vardı ağlayan; gecelerce
Biri vardı sana tutkun; o bendim
Ben seni sevdim mi? Sevdim, en büyük
En solmayan güller açtı içimde
Ömrümü değerli kılan bir şeydin
Sen benim bozbulanık gençliğimde
Ben seni sevdim mi? Sevdim, öyle ya
Bir çizgiye vardım seninle beraber
Ve bir gün orada yitirdim seni
Ben seni sevdim mi? Sevdim, Ya sen beni?

Bugün Sonbahar Geldi

Hiç mi özlemedin kadınım,
nefesin de mi tutulmadı - ki ay bile tutulurken-
hiç mi soluğun kesilmedi şu merdiveni çıkarken,
hiç mi bu küf kokan pasajın içinden geçmedin
-ki bazen içimden küfretmek geçerdi-
hiç mi çay içmedin aklına hiç mi gelmedi
o istanbul, o adalar,o iskele
hiç mi bir lain sana haram leylakları sunmadı
hiç mi hicaz çalmadı o hain radyoda.
Şarkılar diyorum;
hiç mi pusu kurmaz sana,
yatağını hep sıcak mı tutar yorganın.

Hiç özlemedin mi kadınım, yaram,kabuğum...
Ağlamaklı olduğum,adına düştüğüm,boğazımın düğümü...
dilim,damağım,dimağım...

Anlıyorum elbet çıkmaz sokakların kederini
ve gözlerinin çaresiz halini,
sana çok kez uzaktan baktım pusetli bir vagonun kirli çarşaflarından,
kaç kez veda ettim bu şehre hatırlamıyorum
ve bilmiyorum çocukluğumu,gençliğimi,annemi...
ve "da" ettim
ayna da, aşka da,
ben bugün kırılganlığıma da veda ettim...

3 Eylül 2011 Cumartesi

Ağaçlar, Vol. I


Sen mi geldin?..

Afedersin, beklemiyordum; şaşkınlığımı buna ver, sevgili. Gideceğini öğrendiğimde de bu kadar şaşırmıştım en az.. Ahh, özür dilerim. İçeri gelmek istemez misin? Yorgunsundur, dikilmeyelim hem ayakta. Bana gelen yollar hep en uzağıdır, çünkü. Çünkü, en sarp geçitler süsler yalnızlığımı, bilirim.. Geç hadi içeri, misafirim ol. Çekinme benden lütfen...

Pardesünü çıkarmıyosun, gideceksin demek ki tekrar.. Ama olsun, geldin yine bana. Aklında, içinin bi yerlerinde kalmışım işte..Özür dilerim, çok acınılası gözüküyorum değil mi?.. Ben de acıyorum bazen kendime. Ama yadırgamıyorum. Şefkat bile duyduğumu söyleyebilirim. Hani, Kadıköy'de, elinde pazar torbalarını taşımaya çalışan teyzeye duyduğun his gibi.. Kıyamıyorum biraz da işte..

Konuşmuyosun? Beni mi dinlemeye geldin? Ya da, son sözünü çoktan söylemiştin, değil mi?..Söylemicek misin nasıl olduğunu, görüşmediğimiz asırlarda neler yaptığını, olgunlaşan hayallerini? Yokluğumun işe yarayan taraflarını yani; bu yüzden gömmedik mi bizi, sevgili.. Sen beni kırmaktan korkardın, ben senin kanatlarını; bu yüzden boğmadık mı küvvette bu aşkı.. Hadi onları anlatsana; yaradı mı bu yara işine?.. Zirâ, çok yara oldun içime!

Kanıyorum, afedersin, sevgili.. Ama sakinim şimdi. Sakinim.. Ehh, en iyisi, ben birer fincan kâhve yapayım da, kendimize gelelim. Nasıl olsun; orta mı, sâde mi?..

Şey.. İçimde ağaçlar kuruyo, sevgili..