-Dikkat! Bu yazı, aşırı derecede, otobiyografik anı içermekte ve kronolojik olmaksızın, gelişi güzel yazılmaktadır...-
---
Eskiden resim çizmeyi çok severdim... Daha doğrusu karikatürize edilmiş tipler çizmeyi. Hatta, öyle ki, okuma-yazmadan evvel öğrenmiştim göze hoş gelicek şeyler çizmeyi. Ablam bana gazete kıyı-kuytularından karikatür bulup okur, ben ise, beğenirsem defterime çizerdim.
İşte böyle böyle, gelişmek denmese de, alıştı elim çizimlere. Daha sonraları takvim yaprakları arkasında yer alan fıkra, bilmece, enteresan veya tarihi bilgiler sayesinde okumayı da öğrenmiştim. Öğrenmek zorunda kalmıştım, lafın hâsı, zirâ her karikatürde ablam yanımda olmuyor; ben de mahrum kalıyordum o karikatürlerden. Sırf bu yüzden.
Daha da sonraları, sadece okumak da kesmez oldu beni; aksine, kin güder gibi, bi hırs peydâ oldu içimde. Artık 'ben çizip millete göstermeli' idim. Ve öyle de oldu: haberleri izleyip, gazete ve mecmuaları karıştırır, gündeme uygun çizimler yapardım. Sonra sonra, espri de katmaya başladım çizimlere. Ve sonunda 'ilk karikatürüm'ü çizmiştim beş yaşımdayken. Politik bi espriydi, hâliyle. Ve basitti de: birbirilerinin koltuğunu çekmeye çalışan ve bundan gâyet zevk aldıkları belli olan siyasî şahıslar... N. Erbakan, T. Çiller, B. Ecevit, M. Yılmaz.
(***)
Aradan beş sene geçmiş, ilkokulun son senesi.. Kaydını bizim okula aldırmış, yeni bi kızla kapışıyordum resim derslerinde gizlice karşılıklı. Yeni kız ve okulun son iki resim ve karikatür yarışmasının birincisi olan ben...
Ben "gizliden" diyorum, ama okulun yönetim heyeti bunun farkında olsa gerek ki, yeni bi resim öğretmeni görevlendirmişti o sene bizim sınıf için... Sıfırdan ve tarafsız bi çarpışma için.
Çocuk aklı, neyse ne işte.
O hocayı etkilemek için, ikimizin de elimizden gelenin en iyisini yapıcağımızdan emindim. Ki, Yeni Kız da eminmiş, sonradan öğrendiğime göre. Ve başlama düdüğüyle beraber, öyle bi giriştik ki resmi çizmeye.. Resmen, kavga eder gibi. Sanki, bütün sınıf bizden yayılan duygu enerjinin farkına varıp bizi izlemeye başlamışlardı. Agresyon zirvede! Bulutlar, kuşlar, ağaçlar, bahtiyâr insanlar, arabalar, evler, nehir ve köprüler, vesâire...
Ortam âdil olsa da, yarışmacılar arası rekabet dorukta olduğundan, pek çekişmeli geçti o ders saati. Başta belirtmeyi unutmuşum; en iyi seçilen resim panoya asılıcak o hafta boyu.
Her neyse, gâyet şâheser sayılabilecek bi resim çizmiştim, o yaştaki bi çocuk için. Yağlı boya ile çalışsaydım, o resim, tablo niyetine hâlâ okul duvarında yer alıyor olabilirdi (Veyahût, hocaların tekinin evinde). Ama Yeni Kız ise, çok basit bi çizim yapmıştı. O kadar basitti ki, bu resmi ancak bi kreş öğrencisi gururla hocaya gösterebilirdi . O kadar basitti ki, bu resmi hakaret bile sayabilirdim böylesine bi kapışma için. Ve o kadar basitti ki, resmin basitliği anlatmaktı o resmi anlatmak...
Ama öyle olmadı işte. Hocanın mentalitesi farklı. Oval ve pütürlü bulutlar, "M" şeklindeki martılar, kalın gövdeli üçgen ve elips ağaçlar... Rezâletmiş hakikâten, şimdi düşününce de.
(***)
İlk iş olarak, direkt öğretmenler odası, hocanın makâmına gitmiştim. Çünkü, öyle bi resimle resmimin kıyaslanması bi yana, o resmin kazanması, üstelik Yeni Kız'a yenilmek son derece küçük düşürücü ve heves kırıcıydı. Bunu da çekinmeden hocaya anlatarak, "kibirden cereyan eden bi şey değil, gerçeğin tâ kendisi olduğundan" dem vurarak, döktüm eteğimdeki tüm taşları.
O da kahkaha atıp, beni övmeye başladı, tatmin olmam için. Ama olmadığımı görünce "hayal gücümün benden önde gitmesine izin vermememi, yani, yaşımla orantılı bi hayal gücüyle yetinmem gerektiğini" öğütleyip, "yeteneğimin okul ve okullar arası yarışmalar için üst düzeyde bi yetenek olduğunu" ve "bu yüzden, üst sınıf veya benim gibi yetenekli çocuklar arasında muhattap alınacağını" ama "sınıf içinde, sınıfın genelinin ortalama hayal gücü ve bu hayal gücünün kağıda dökümü şart olarak alındığı" söyledi. Yani, benim bulutum ve martım sınıfın düzeyinden üstte olması dezavantaj imiş... Ya da öyle bi şeyler; aklımda kalanı kendi cümlelerimle anlatıyorum.
(***)
Haksız yere uğradığım hezimetin acısını tabi ki bi kaç gün sonrasında çıkarmıştım. Ama asıl içimi rahatlatan şey, iki sene sonra, yine bi resim dersinde gerçekleşmişti. Beğenmeyip çöpe attığım bi resmi, Yeni Kız Burcu'nun çöpten alarak tamamlamasıyle olmuştu. Hem resmi hakikaten adam etmiş, hem de bilmeden incinen gururumu okşamıştı.
(***)
Lisede, okul gazetesine kadar hiç karikatür veya özenilerek çizilmiş bi resim yapmamıştım üç sene boyunca. Daha sonra, okul gazetesinde yazı da yazmaya başlayınca, yetiştirememe telâşı sonucu, işi (ilkokuldan beri, sınıf arkadaşım) Burcu'ya devretmiş ve laf arasında tüm bunları anlatmıştım. Ama bu kez kibirden ve biraz da aramıza koyduğum buzları eritmek için. O an gülüp geçtik dışarıdan bakınca, ama içinden ne hissetmiş, ne geçirmiştir; bilemem...
(***)
Öğretmenler odasındaki o mâlum konuşmanın ardından, yanından ayrılırken, hoca normale dönse de, o an ben ilk küfrümü ediyordum. Üstelik, yaşımdan beklenmeyen hayalgücüyle!
(***)
Haftasonu geçmiş ve haftanın ilk günü okula erkenden gelmiştim. Amacım belli ve basitti: resmi daha da beter hâle getirmek! Ve başardığımı da düşünüyorum. Zirâ, sınıfa gelir gelmez, resmini panodan sökmüştü Burcu.
(***)
Burcu, şu an Manisa'da sekreterlik okuyor, yerel bi dergide de çizim yapıyor. Ayrıca, nişanlandı; nişanlısı bi iç mimar adayı. Hâlâ görüşürüz arasıra çizime yetenekli bu çift ile.
(***)
Artık çizmesem de doğru-dürüst, sekiz yaşımdan beridir çizgi-roman ve karikatür dergisi okur, saklarım. Bazen başımdan geçen enteresan şeyleri not alırım çizersem diye; ama henüz hiçbirini çizmiş değilim.
(***)
Bu anılar silsilemi yazmama sebep olansa, Burcu ve Meriç'in gönderdiği kutlama mesajıdır: hediye niyetine gönderdikleri, doğumgünü pastası çizimi..