[07.03.12]
Bunu, nedense, yazmak zorundaymışım gibi hissediyorum. Ama yakında, bu başlık altında. Şu an alkollüyüm. Kafamı toparlamam lazım gelmekte.
[17.03.12]
Nerede olursa olsun şuan, O'ndan bahsetmeliyim. Çünkü, O bunu hak ederdi; her zaman hak etti. Çünkü O, her zaman benden bahsetti.
Ve bu yazı "O benim her şeyim", veyâhut "hayatımın aşkı" tadında bi yazı olmayacak. Ama o kız her zaman farklı diğerlerinden, gözümde değil; gerçekte. Ve bu farklılığı, O'na avantaj olmaktan çok, yara oldu dizlerinde. O kadar temiz, düşünceli ve anaçtı ki, hep gözardı edildi bazı kişilerce. Kolay lokma görünen bi avdı belki de; ama farkedilemedi bu avın ne kadar nârin ve nâdir olduğu. Kolayca solucak bi çiçekti. Beni büyütendi büyütebildiğince, beni mutlu edendi.. Elele tutuşmaktan öteye gidilmeden geçen ergen döneminin bi buçuk senesinde farkedilemedi bu zânnımca zâtımca.
Ama o ergen vakitlerin ardına gizlenen karabulutlu günlerde, birden yokoluşuyla, zaten o sırada elemli olan yüreklere tuz-biber olmuştu, yokluğu.. Oysa ki, hep en kolay verilebilecek bi kayıp gözüyle bakılırdı O'na. Animelerin, sessiz sedâsız, suya sabuna dokunmayan, her zaman güzellikten yana olmuş bi bünyesiydi. Aranılırsa en son aranmış, ayıp olmasın diye o da, sorulursa âdettendir diye sorulmuş. Nasıl bu kadar temiz büyütülmüş?.. Bilip de bilinmezlikten gelinen bi soru değil bu: Gerçekten nasıl böyle büyümüş..
Biz kıymetini bilemedik kanımca, ya da sen bize fazla katlandın.. Belki de kendince içinde böyle temiz kalabiliyodun. Bizleri gördükçe.. Akımdan çıkmaz hiç, çantanı kucağına alıp en uç ve uzak köşeye oturuşun. Sana bakılmadıkça bi şeyler düşünürdün hep. Göz göze gelince gülümser ve bi şeyler eklerdin konuya veya yapardın. Ben masallar uydururdum k*çımdan toplandığımızda, Mert ve sen de eşlik ederdin; ya bi şeyler ekler, ya da canlandırırdınız kıytırık masallarımı. Ama asla eleştirmezdin; olan eleştirilerin de, bizim tarafımızdan kulak ardı edilen yapıcı şeylerdi hep. Ama sen yine de vazgeçmezdin.
Ya da Melis'i bi sen sakinleştirirdin. Delirirdi zirâ kızdığında, ve n'apıp da onu ehlileştirirdin; bilemem. Ama Elin değmeden olmazdı işte.
Konuşma neden mektup tarzına geldi ki şimdi?.. Ya da, neden ben hırka mı ve eldivenlerimi çıkardım ki, yazmaya başlayınca eskileri.. Vicdân azabı mı, efkâr mı?..
Hep en koay senden vvazgeçilirdi ya, tek ortak noktamız da sendin. Uydurulan her bahaneye, bi de "ama FLN de orada.." eklenirdi. Farkedilmeden olurdu bu, ya da pek önemsenmezdi. Senin gibi.. Bu yüzden sana "FLN" denirdi zaten, senin seçimindi. Hep "falân filân" olmak isterdin bize çaktırmadan. "Bana dokunmayın da," derdin "... siz oynayın oyununuzu." Oynadık da, oyunlar büyütmüyo yahû senin bizi büyüttüğün kadar.
Yehtâ Abi askere giderken ne demişti Ecem bana, hatırımda hâlâ: Sen askere gitme, emi? Gittim de geldim bile, ve orada nedense bi avuç gurabâ his çöktü içime. Sanki, orada seni tanıyan birileri vardı. Belki büyüdüğün muhitten, belki de büyüyeceğin.. Ama sanki, tanıyolardı seni. Ve bence, tanımalılar da.
İlk türbülansta emniyetsiz yakalanan bizler, birer birer parçalanırken, kuru yapraklar gibi dağılırken hemen unutmuştuk O'nu. Ne gözümüz görüyor, ne de aklımıza geliyodu. "Biz buradayız ve üzülüyoruz"du ortamın rehâveti ve bu rehâvetle unutmuştuk seni. Ya sen nerede üzülüyodun?.. Kim bilir, ne kadar üzülmüştün..
Ve bi daha da, kimse göremedi seni. Ne Mert, ne İlkay, ne Melis, ne Yehtâ Abi, ne ben, ne de göçüp gidenler..
Umarım hâlâ temiz ve güzelsindir. Mutlusundur umarım. Ayça Teyzenden haber alırım hakkında arasıra ama tembihlerim de, benden bahsetmesin sana diye.
[***]
[Mutlu bi gün vardı, hatırlıyorum; soğuk cümlelerime inat, sıcacıktı..]
Dinle!
7 Mart 2012 Çarşamba
F.L.N.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)




0 yorum:
Yorum Gönder